Bazen dilimizin ucuna kadar gelir ama bir türlü dökülmez o iki harfli kelime. Karşımızdaki kişi bir ricada bulunur, belki bir yere davet eder ya da iş yerinde fazladan bir yük yükler sırtımıza. İçimizden “istemiyorum” diye haykırmak geçerken, ağzımızdan çıkan “tabii, hallederim” olur. Sonra kendimize kızarız. Neden yine kabul ettim diye içimizi yeriz. Hayır demek aslında basit bir eylem gibi görünür. Ama uygulamaya gelince dünyanın en ağır yüküne dönüşür. Peki, bizi bu kadar zorlayan şey ne? Neden kendi isteklerimizi bir kenara itip başkalarının beklentilerine boyun eğiyoruz?
Bu durumun kökleri sandığımızdan çok daha derinlere iniyor. Sadece kibarlık olsun diye evet demiyoruz. İşin içinde korkular, onaylanma arzusu ve çocukluktan getirdiğimiz alışkanlıklar var. İnsan sosyal bir varlık, kabul görmek istiyor. Reddedilmekten, sevilmemekten, dışlanmaktan ölesiye korkuyor. Bu korku, sınırlarımızı korumamıza engel oluyor. Kendi hayatımızın direksiyonunu başkasına teslim ediyoruz. Oysa sınır koymak, bencillik değil, bir ihtiyaçtır. Kendimize duyduğumuz saygının bir göstergesidir.
Çocukluktan Gelen Şemalar
Her şeyin başladığı yer aslında çok geride. Daha biz küçücük bir çocukken bize öğretilenlere bakmak lazım. Uslu çocuk olursan sevilirsin, büyüklerin sözünden çıkmazsan takdir görürsün denildi hep. İtiraz etmek, karşı gelmek saygısızlık olarak kodlandı zihnimize. Anne babamızı üzmemek için kendi isteklerimizden vazgeçmeyi öğrendik. Uyumlu olmak adına kendi sesimizi kıstık.

Yetişkin olduğumuzda da bu kodlar çalışmaya devam ediyor. Bilinçaltımızda hala o uslu çocuk olma çabası var. Eğer hayır dersem beni sevmezler, benden uzaklaşırlar diye düşünüyoruz. Bu yüzden kendimizi feda ediyoruz. Başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarımızın önüne koyuyoruz. Bu fedakarlık zamanla bir alışkanlığa, hatta karaktere dönüşüyor. Ama bedelini kendi huzurumuzla ödüyoruz.
Onaylanma ihtiyacı ve sevilme arzusu
İnsanların bizi sevmesi, onaylaması harika bir his. Ama bunu elde etmek için sürekli evet demek zorunda hissetmek çok yorucu. Herkesi memnun etmeye çalışmak imkansız bir uğraş. Birini memnun ederken kendinizi mutsuz ediyorsunuz. Başkalarını memnun etmek üzerine kurulu bir hayat, zamanla tükenmişlik hissi yaratır. Kendi değerinizi başkalarının tepkilerine endekslediğinizde, kontrolü kaybedersiniz.
Biri bizden bir şey istediğinde reddedersek, o kişinin bize küseceğinden, kırılacağından endişe ediyoruz. Sanki bir ret cevabı, ilişkinin sonu olacakmış gibi geliyor. Oysa samimi ilişkiler dürüstlük üzerine kuruludur. İstemediğiniz bir şeyi sırf karşı taraf kırılmasın diye yapmak, o ilişkiye de zarar verir. Çünkü içinizde biriken öfke, zamanla patlak verir ya da sizi o kişiden soğutur.
Kaybetme Korkusuyla Yüzleşme
Hayır demenin önündeki en büyük engellerden biri de kaybetme korkusu. İş yerinde patrona hayır dersem işimi kaybederim, arkadaşıma hayır dersem dostluğum biter, sevgilime hayır dersem beni terk eder… Bu senaryolar zihnimizde dönüp durur. Bu korkular çoğu zaman gerçeği yansıtmaz. İnsanlar sandığımızdan daha anlayışlı olabilir. Hatta sınırları olan insanlara daha çok saygı duyulur.
Her şeye evet diyen, her işe koşan kişi olmak, dışarıdan bakınca çok yardımsever görünebilir. Ama bir süre sonra insanlar bunu görevinizmiş gibi algılamaya başlar. Sizin de yorulabileceğiniz, sizin de işiniz olabileceği akıllarına gelmez. Sınır çizmek, insanların size nasıl davranacağını belirler. Eğer siz kendi zamanınıza ve enerjinize kıymet vermezseniz, başkaları hiç vermez.
Bencillik Suçlaması ve Vicdan Azabı
Toplumumuzda kendini düşünmek hemen bencillik etiketiyle yapıştırılır. Hayır dediğinizde hissettiğiniz o vicdan azabı yok mu? O, en büyük düşmanınız. Sanki kötü bir şey yapmışsınız gibi içiniz içinizi yer. Ama şunu unutmamak lazım; uçaklarda bile önce kendi maskenizi takmanız söylenir. Kendiniz iyi olmadan başkasına faydanız dokunmaz.
Kendine zaman ayırmak, istemediği bir ortamda bulunmamak, yorgunken dinlenmek bencillik değildir. Bunlar en doğal hakkınızdır. Öz şefkat göstermek, başkalarına karşı duyarsız olduğunuz anlamına gelmez. Sadece kendi kapasitenizi ve limitlerinizi bildiğinizi gösterir. Vicdan azabı, size yanlış öğretilen değerlerin bir sonucudur. Bunu aşmak zaman alır ama imkansız değildir.
İş Hayatında Sınırları Koruma
Özel hayatta zorlanıyoruz ama iş hayatında durum daha da karışık. Profesyonellik adı altında her verilen görevi kabul etmek, mesai saatlerini hiçe saymak, tatillerde bile çalışmak normalleşti. Hayır derseniz tembel, uyumsuz ya da yetersiz görüneceğinizden korkarsınız. Kariyeriniz tehlikeye girer sanırsınız.
Oysa iş yerinde de net duruş sergilemek mümkündür. Üzerinize aldığınız yük arttıkça iş kaliteniz düşer. Hata yapma oranınız artar. Stres seviyeniz tavan yapar. Yöneticinize veya iş arkadaşlarınıza, mevcut işlerinizin yoğunluğunu anlatıp yeni bir görevi alamayacağınızı söylemek profesyonelliktir. Bunu yaparken kaba olmanıza gerek yok. Sadece durumunuzu net bir şekilde ortaya koymanız yeterli.
Tükenmişlik sendromuna giden yol
Sürekli evet demenin sonu genellikle tükenmişliktir. Enerjiniz biter, motivasyonunuz kaybolur, yaptığınız işten keyif almaz hale gelirsiniz. Sabahları yataktan kalkmak zorlaşır. Vücudunuz alarm vermeye başlar. Baş ağrıları, mide krampları, uyku bozuklukları… Bedeniniz size “dur artık” der. Ama siz hala o duruşu bozmamak için direnebilirsiniz.
Kendinizi bu noktaya getirmemek için erken aşamada fren yapmalısınız. Hayır diyebilmek, ruh sağlığınızı korumanın en etkili yoludur. Kendinizi tüketene kadar başkalarına verici olmak, kimseye fayda sağlamaz. Uzun vadede hem iş hem de özel hayatınızda verimsizleşirsiniz.
Küçük Pratiklerle Başlangıç
Peki, bu döngüyü nasıl kıracağız? Bir anda herkesi reddetmeye başlamak zor olabilir. Ama küçük adımlarla ilerleyebilirsiniz. Tanımadığınız birinin ricasını geri çevirmekle başlayın mesela. Markette size sunulan bir kampanyayı kabul etmeyin. Telefonla arayan satış temsilcisine “ilgilenmiyorum” deyin. Bu küçük zaferler size cesaret verecektir.
Yakın çevrenizde de denemeler yapın. Arkadaşlarınız sizi dışarı çağırdığında canınız istemiyorsa bahane uydurmadan “bugün yorgunum, evde kalacağım” diyebilin. Göreceksiniz ki dünya yıkılmıyor. Arkadaşınız size küsmüyor. Tam tersine, dürüstlüğünüz ilişkinizi daha sağlam bir zemine oturtuyor. Açık iletişim, bahanelerin arkasına saklanmaktan çok daha kıymetlidir.
Cevap vermeden önce bekleme
Birisi sizden bir şey istediğinde hemen cevap vermek zorunda değilsiniz. “Buna bir bakayım, sana dönerim” demek size zaman kazandırır. O anın baskısıyla evet demek yerine, düşünüp karar verme şansı bulursunuz. Gerçekten istiyor muyum? Vaktim var mı? Enerjim buna yeter mi? Bu soruları kendinize sormanız için o kısa mola çok değerlidir.
Refleks olarak evet demek yerine, durup düşünme alışkanlığı kazanmak hayatınızı değiştirir. Otomatik pilottan çıkıp kontrolü elinize alırsınız. Kararlarınız başkalarının değil, sizin iradenizin sonucu olur.
Kendi Değerinin Farkına Varma
Hayır diyememenin temelinde yatan değersizlik hissini onarmak şart. Siz değerlisiniz. İstekleriniz, zamanınız, duygularınız kıymetli. Başkalarının hayatını kolaylaştırmak için var değilsiniz. Kendi hikayenizin başrolündesiniz. Bunu fark ettiğinizde, istemediğiniz şeyleri reddetmek daha kolay hale gelir.
Kendinize şu soruyu sorun: “Buna evet dersem, kendime neye hayır demiş olacağım?” Belki dinlenmeye, belki hobilerinize, belki de ailenize ayıracağınız zamana hayır diyorsunuz. Teraziye koyduğunuzda hangisi daha ağır basıyor? Kendi önceliklerini belirlemek, hayat kalitenizi artırır.
İnsanlar değişiminize başta şaşırabilir. “Sen eskiden böyle değildin, değiştin” diyebilirler. Bırakın desinler. Bu sizin doğru yolda olduğunuzu gösterir. Sınırlarınızı ihlal etmeye alışmış kişiler, o sınırlar çizildiğinde rahatsız olur. Bu onların sorunudur, sizin değil. Siz kendi yolunuzda, kendi kurallarınızla yürümeye devam edin.
İletişim Dilini Ayarlama
Hayır derken kaba olmak, sert çıkışmak zorunda değilsiniz. Nazik ama kararlı bir tutum sergilemek en doğrusudur. “Teklifin için teşekkür ederim ama şu an buna vaktim yok” cümlesi hem kibar hem de nettir. Karşı tarafı kırmadan da reddedebilirsiniz.
Açıklama yapmak zorunda hissetmek de bir tuzaktır. Hayır dedikten sonra uzun uzun nedenlerini anlatmaya girişmeyin. Siz açıklama yaptıkça karşı taraf sizi ikna etmek için boşluklar bulmaya çalışır. “Sadece istemiyorum” demek bile yeterli bir sebeptir. Kararlı duruş, karşınızdakinin ısrar etmesini engeller.
Hayat kısa ve zaman hızla akıp gidiyor. Başkalarının senaryolarında figüran olmak yerine, kendi hayatınızın yönetmeni olun. İstemediğiniz yükleri taşımayı bırakın. Omuzlarınızdaki ağırlıklar azaldıkça ne kadar hafiflediğinizi, nefes aldığınızı hissedeceksiniz. Özgürleşmek, o iki harfli kelimeyi söyleyebilmekte saklı. Kendiniz için, huzurunuz için bunu yapın.

